Şubat 02, 2014

the tree of stars.

sizle bu akşam yazdığım kısa bir hikayeyi paylaşmak istiyorum. kısa hikayeler yazmayı pek severim. okuması da güzeldir, umarım keyifle okursunuz. öyküyü şu şarkı eşliğinde okursanız daha güzel olacağını düşünüyorum, çünkü ben yazarken bunu dinliyordum çok net hatırlıyorum.

Yıldız Ağacı

Eski bir ülkede Kız adında bir kız varmış. En büyük korkusu “kaybetmek” miş.  Kız bu yüzden hayatında kaybedebilme ihtimalinin olduğu hiçbir şeye sahip olmamaya karar vermiş ve bu kararla hayatına devam etmeyi seçmiş. Hiç ağlamazmış Kız, hiç de gülmezmiş. Korkarmış o anın hissettirdiklerinin gelip geçici olmasından, o nedenle hiç hissetmemeyi seçmiş. Kız, Rüzgar kasabasında yaşarmış, ülkelerinin ismi Yağmur, gezegenleriyse Okyanus’muş.  Hayatında sahip olacağı her şeye sahipmiş Kız - ya da o hep böyle düşünürmüş -, kaybetmeyeceği her şey yanındaymış. Yıldız Ağacı varmış bahçesinde.  Evden çıkar her gece bu ağacın gölgesi yerine ışığında dinlenirmiş. Yüzüne dallardaki yıldızlardan yayılan ışıklar öyle mükemmel yansırmış ki o an onun güzelliğini birisi görse oracık da ölüverirmiş. Nitekim bu nedenle yıllarca kimseler yanına yaklaşamamış kızın. Malum geceleri yıldız ışığında parlayan o yüz insanları öldürecek kadar güzelmiş. Kız da Yağmur ülkesinde yalnızlığının hiç farkına varmadan yaşar dururmuş. Ta ki o güne kadar…

Tüm bunlar devam ederken ülkenin diğer ucundaki bir diğer kasabada Erkek adında bir erkek yaşarmış. Rüzgar kasabasındaki o kızı duyduğu andan itibaren, kalbindeki hissin rüzgarına kapılıp yola çıkmış. Yağmur ülkesi o kadar da büyük bir ülke sayılmazmış. Okyanus gezegeninin belki de en küçük ülkesi. Zaman zaman ardına derken Erkek, Kız’ın olduğu kasabaya sonunda ulaşmış. Gecenin olmasına izin vermeden Kız’ı bulmalıymış Erkek. Yoksa Yıldız Ağacının ışığındaki yüzünü görüp ölmeye razı değilmiş. O Kız’la konuşabilmeliymiş. O küçük ve mor çatısı olan o ev.  Kendisinin aksine büyük bir bahçesi ve bahçenin ortasındaki Yıldız Ağacı. Erkek ağacı fark edememiş önceleri. Gündüz olduğundan sönmüş ve kurumuş normal bir ağaçtan başka bir şeye benzemiyormuş ağaç.  Koşarak ilerlemiş eve, kapısına gelip aniden aynı hızla durmuş. Derin derin nefes alıp vermeye başlamış Erkek. Kapıyı usulca çalmış. Telaşını gizlemeye çalışıyormuş. Telaşını hep gizlermiş zaten Erkek. Kapıyı yavaşça aralanmış. Kızın saçlarını görmüş önce. Sonra da o yüzü. Bir an başı dönmüş Erkek’in. Sersemlemiş gibi ani bir sarhoşluk beynine ve kalbine aynı anda yerleşmiş. Kapıyı tutması gerekmiş düşmemesi için…
Her şeyin normal başladığı o gün.  Kız yine bahçeyi seyrettiği öğlelerden birini yaşıyormuş. Üstünde beyaz uzun elbisesi gökyüzündeki yağmur bulutlarını andıran koyu mor, siyah ve grinin karışımı bir renge sahip saçları varmış. Göz rengini kimseler bilmezmiş. Kahküllerinin ardından bakarmış çünkü dünyaya. Gözlerini hep gizleyerek… Derken kapının sesiyle irkilmiş Kız, ve yerinden kalkıp yürümeye başlamış. Kapıyı aralamış ve Erkek’in o masum suratıyla karşılaştığı an hayatında ilk kez ağlamaya başlamış ve dehşete düşmüş. Bu sırada Erkek’in dengesini kaybetmesi üzerine kapıya dayanmasını izlerken tüm bu kısacık zamanda olanları anlamlandıramıyormuş. Korkmuş. Kaybedecek şeyleri oluşmaya başlamış bu kısacık anda. Erkek’in o masum suratı, ağlama hissi…

Erkek sersemlemenin etkisinden çıktığı gibi dayanamayıp atlamış kollarına Kız’ın. Sarılmış ona,  sıcacık elleriyle okşamaya başlamış. Ama Kız’ın ağladığını fark edince geri çekilmiş. Kız’ın ise tek yapabildiği ağlamaya devam etmek olmuş. Saatlerin ilerlemesine inat onlar hala kapının önünde sarılmaya devam ediyorlarmış. Ta ki havanın kararmaya başlamasına dek… Erkek telaşlanmış. Yıldız Ağacının yanına her gece gidermiş Kız, ve Erkek bu hikayeyi çok iyi biliyormuş. Kız Erkek’in omzundan başını kaldırarak yüzünü şu cümleyi kurmuş, “Okyanus’taki en sevdiğim yerde benimle bu geceyi geçirmek ister misin, çok uzak değil hemen şuracıktaki Yıldız Ağacını kastediyorum?” 

Kız’ın kalbi Erkek’in kollarına o kadar hızlı ve bir o kadar huzurlu atıyormuş ki, Kız hala buna inanmıyormuş. Kaybetmekten korkan o kız, aslında kaybedebileceği bir hisse ve kişiye sahip olmadığını anlamış. Sonsuza dek beraber olacağı kişiyi insan nasıl kaybedermiş? Bu his korku değilmiş, aşkmış. Mutluluğun yörüngesinde dönen Kız, Erkek’i kaybetmeyeceğini anladığı için onu Okyanus’ta yani gezegenlerinde en sevdiği yere, yani Yıldız Ağacının ışığında oturmaya davet etmiş.

Erkek Kız’ın gözlerine bakıp nasıl “Hayır.” dermiş. Tüm korkusunu beraberinde taşıyarak onunla Yıldız Ağacının yanında oturmayı kabul etmiş ve ağacın yanına doğru yürümeye başlamışlar.  Zaman geçip hava karanlığa teslim olmaya başladıkça ağaç ışığını yavaş yavaş vermeye başlamış. Erkek’se bu ışığın altında Kız’a her baktığında yüreğinde gerçek bir sancı hissetmeye başlamış. Kalbini durdurabilecek bir sancı… Nefes almakta zorluk çekmeye başlamış. Vücudunu hissetmemeye.
Kız tüm bu olaylardan habersiz Erkek’e sarılmış Okyanus’undaki en mutlu yerinde huzurun ne demek olduğunu gerçekten anladığını hissediyormuş.  Başını kaldırıp Erkek’e bakıp onun fiziksel bir acı çektiğini anlayana dek…

(Aşk. Gerçek aşk. Huzur veren aşk. Sahip olunamayacak kadar güzel olan aşk. Hepsi sadece bir mucize? Gerçek değil. Biz de yokuz. Her şey bir hiçlik.)

Tam o anda Yağmur ülkesinde Rüzgar kasabasında öyle ilk kez yağmur yağmaya başlamış. Öyle şiddetliymiş ki bu yağmur gökyüzünü kızın saçlarının rengiyle aynı renkte olan bulutlar çok kısa bir sürede kaplamış. Ve bardaktan boşalırcasına yağmaya başlamış o yağmur. Yıldız Ağacının ışığının Kız’ın yüzüne vurması her an daha da engellenir olmuş. Erkek’se bu sayede nefes alıp vermeye başlamış ki Kız’ın onu öpmesiyle tekrar nefesi kesilmiş oracıkta. Ve o günden sonra Yağmur kasabasının adına yakışırcasına her gece yağmur yağmaya başlamış. Yıldız Ağacının ışığıysa her gece yağmur damlalarıyla gölgelenir olmuş. Kimileri bunu Erkek ve Kız’ın aşkını yaşatmak için bir ilaç olarak görmüş, kimileriyse sadece sıradan yağmur damlaları olarak… Ama unutulmamalı ki, sıradan günler mucizelere, mucizelerse normal gözüken mutluluklara gebedir. Tek yapmamız gereken umut etmek, ve o günün gelmesini beklemek, gelmezse canımız sağolsun sevgili okur. Yıldız Ağacı gibi muhteşem bir şeye sahip bile olsanız bazen gün gelir ve umarım o kadar büyük bir aşk hayatınıza girer ki o insan için ağacın ışığından bile vazgeçmek isteyebilirsiniz gönül rahatlığıyla...


0 tanecik yorum:

Yorum Gönder

 
;