Haziran 16, 2016

sometimes wisdom comes out of the blue.


I found a piece of paper between the pages of my old diary; it was written in 2013 (March 25).
Probably I wrote at the class in the break. 

"Ne yapmalı?
'Ne yapmalı' diye düşünmemek için ne yapmalı?
Neden hata yapmamaya çabalıyoruz?
Neden sürekli güzel şeylere karşı daha da bağlanıyoruz?
Hayatta her şeyin acısız ve mükemmel gitmesi beklenebilir mi?
Aşkı bu coşkulu kalplerimiz neden hep mantığımıza karşı geliyor bir noktada?
Neden hep duygularımız aklımızla çatışıp bizi karmaşada bırakıyor?
Ne yapmalı?
Hayatla beraber öğrenmeli. Bu kadar basit belki galiba.
Çünkü yapılacak bir şey yok.
Hayatın ipleri her zaman bizim elimizde değil.
Hayat istediğim renkleri kullanabileceğim bir resim paleti değil.
Elbet çoğunlukla benim elimde ama diğer olay ve kişilerin gidişatı etkilememesi imkansız.
Birini seversiniz. O da sizi sever. İki insan da kendisine göre fedakarlıklar gösterir. Peki sevgi zamana karşı ayakta durabilir mi sadece sevgiyle? İhtimaller ihtimaller. Kurgu senaryolar senaryolar...
Bonus kazanmak adına planlar kurmak, bir şeyleri değiştirmeyi istemek, insanları zamanları değiştirmek istemek.
Planlar işe yaramaz, yarayamaz. Çünkü elimizden gelen tek şey kendimiz olmak. Ve o insanın bizimle uymasını dilemek. Kendinden olan şeyler bunlar. Bunun dışında planlarla oyunlarla asla sonucu değiştiremeyiz. 
Bu aralar bloga yazasım var aslında ama herkesin okumasını istediğimden emin değilim. Bilmiyorum çünkü tüm bu analizler yapılmalı mı, kafamda dolaşan düşüncelere sahip olmalı mıyım? Ne kadar gerçekçi, ne kadar doğru?
Yine her zaman olduğu gibi, "doğru", "yapılması gereken", "ne kadar doğru" vb. kavramlara karşı saplantılı olduğumu kanıtlamış oldum. Ne olursa olsun içimizdeki sesi kapatıp anı yaşayamıyoruz sanırım bir türlü, en azından ben yapamıyorum. İlla bir iç sesimizle yorumlaşma bir sorgulama sistemine sahip olma. Ben yazmak istiyorum, tüm düşüncelerim akıp gitsin istiyorum tüm bu süreçte. Zaten sorumluluklarımızın, "olmalı"ların kölesi olmuşuz, bari kelimelerim, sanatım, resimim benim olsun. En azından kendimi rahatça ifade edebiliyim... çünkü şu an çantamı alıp atlayıp bir arabaya gidicek ne imkanım, ne de cesaretim var. Yaşıyor muyum sadece nefes mi alıyorum bilmiyorum. Sadece yıllar sonra kalbimin sesini daha çok dinleyen bir insan olmak istiyorum."

Three years passed since I wrote this passage. Did I become a person who listens to her heart more than her mind? I am not sure. It's like a history repeating itself over and over again, but this paper gave me the direction and feeling that I needed for so long.

0 tanecik yorum:

Yorum Gönder

 
;