Ocak 25, 2017 0 tanecik yorum

a nemophilist.

ben küçükken... grilerin dünyasında, siyah ya da beyaz olanları bulmaya çalışırdım, ama şimdi görüyorum ki içi bembeyaz olanlar siyahlara, içi kapkaranlık olanlarsa beyazlara bulanabiliyor bu hayatta. "iyi" ya da "kötü" bizi durdurmak ya da harekete geçirmek için ortaya atılan kalıplardan başka bir şey değil. ama hala tek bir şeyde grilere yer olmadığını biliyorum; "sevgi".

hayatta bir şey çok net: o da acılarımızın bizi olduğumuz kişi haline getirdiği. 
ben çocukluğumu ne zaman zarar görücem bu hayattan diye bekleyerek geçirdim. babamın mesleği, annemin yıpranmışlığı, ablamla dertleşip ona ablalık yapıyor olmam... güçlü durmak ve üzüldüğünü belli etmemek. gidip anneannemlerdeki o yüklüğün, o eski dolabın önünde oturup beklerdim, her şeyin geçip bitmesini.

hayatımda onca şey oldu. herkesi, her şeyi olduğu gibi kabul edebildim. ama buna rağmen herkes buna karşı olmaya çalışırcasına beni olduğum gibi kabul etmedi. olmamı istedikleri dilara olduğum kişiden o kadar uzaktı ki...

yıllar geçti, geçiyor. hayattaki amacımı düşünürken artık şunun farkına varmaya başladım. tek umrumda olan bir şey var: birinin beni gerçekten olduğum kişiyi anlayarak sevmesi. karşılıksız sevilmek. içtenlikle sevilmek. anlaşılmak ve değer görmek. bence bir insan hayattan bundan fazlasını beklemiyor. ruhu okşayan, bu hayatı çekilir kılan tek şey sevgi. ve hep böyle kalacak.

sonra geçen gün izlediğim Captain Fantastic'teki Viggo Mortensen'in karakteri Ben'in şu cümleleri aklıma geldi: "My face is mine, my hands are mine, my mouth is mine, but I'm not. I'm yours." doğa ve aşk. filmdeki en güzel şeylerden birisi Ben'in karısını hatırladığı o minik sahnelerdi. ve en son bu sözleri. böyle gerçek ve sevgi dolu sahnelere elimde olmadan kapılıp gidiyorum. neyse filme dönersek, o sözler şöyle bir sahnede geçiyordu:



ne kadar güzel oysa ki. dağları, denizleri, ormanları, yıldızları, her şeyi daha çok izlemek istiyorum daha çok dikkat etmek. küçüklüğümden beri aklımda tek bir hayal var. hayal bile değil sanki geçmişimden kalan bir anı misali bir yer.  bi sahil: önünde çarşaf gibi uzanan bir deniz, arkamı dönüyorum gördüğüm en yeşil orman. minik bir ev var kıyıda. iki katlı. ahşaptan. ama büyük bir balkonu var. evin içine giriyorum ve o balkondan denizi ve ormanı izliyorum. ve huzurla doluyorum, doğayla ve aşkla. ama yine de o sevgiye, o aşka, o kişiye ihtiyacım var. onun beni anlamasına. o yüzden bu anıda hep arkamı döndüğümde o kişi bana gülümsüyor ve sarılıyor. sırf bu anı yüzünden bir gün evlenirsem böyle bir yerde evlenmek istedim, istiyorum. şuraya minik bir Thoreau alıntısı da ekleyelim hazır doğa demişken:

“If the day and the night are such that you greet them with joy, and life emits a fragrance like flowers and sweet-scented herbs, is more elastic, more starry, more immortal- that is your success. All nature is your congratulation, and you have cause momentarily to bless yourself. The greatest gains and values are farthest from being appreciated. We easily come to doubt if they exist. We soon forget them. They are the highest reality. Perhaps the facts most astounding and most real are never communicated by man to man. The true harvest of my daily life is somewhat as intangible and indescribable as the tints of morning or evening. It is a little star-dust caught, a segment of the rainbow which I have clutched.” 
― Henry David Thoreau, Walden

çünkü biliyorum ki bunun yerine insanı huzura kavuşturan bir duygu daha yok. bir şehire duyulan sevgi, bir çocuğa, bir arkadaşa, bir sevgiliye, bir köpeğe, bir ormana, bir günbatımına, bir gökyüzüne... ama en önemlisi karşılığında doğanın sizi sevmesi. ve sevdiklerinizin. ben daha fazlasının bu dünyaya anlam kattığını düşünmüyorum. ve yıllar geçtikçe de buna inancım artıyor. benim bu hayattan tek beklentim var: sevmek ve sevilmek. herkes gibi. 

yanılsamalar. parayla, güzellikle, hırsla, başarıyla satın alınan sevgilerin hiçbir gerçekliği olmadığını herkes farkedebilse keşke. zamanla oluyor sanırım. ya da çoğu insan farketmemeyi yeğliyor. "ignorance is bliss" demişler sonuçta. ama bir yandan bir kere farkına varınca gerçekliğinizin, kendinizin, neyi sizi mutlu ediceğini, geri dönüş olmuyor. 

içtenlik. her şey aslında içimizden gelen iç sesimizle başlıyor ve bitiyor bu hayatta.



tam bu sırada günlerdir aklımda dönen şarkıyı da buraya eklemek istedim.

garip bir düzensizlik içinde düzeni olan bir yazı oldu. bayadır yazmıyordum. ama yazmak iyi geldi. iyi geceler sevgili okur kendinize iyi davranın. hala buraya takip eden bir kaç kişi var sanırım. sizi tanımasam da cidden sizinle beraber büyüyoruz. 
 
;